Zekâ Nedir?

0
244
zeka nedir

Ali Nesin’e bir televizyon programında Aziz Nesin’in Türk halkının %60’ı aptaldır sözüne katılıp, katılmadığını soruyorlar, Ali Nesin de: “Bana soruyorlar, hep soruyorlar Türk halkının yüzde kaçı aptal diye. Ben de valla bilmiyorum yüzde kaçı aptal olduğunu ama şuna eminim Türk halkının yüzde yüzü, yüzde altmışının aptal olduğuna düşünüyor diyorum.” diyerek hoş, esprili bir cevap veriyor. Muhtemelen hepimiz, kendimizin ortalamanın üstünde, en azından ortalama, bir zekaya sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Zeka kavramı sanırım biraz doğası gereği böyle düşündürtmeye meyil ettiriyor.

Zeka nedir? Zeka tanımladığınız varsayımsal bir yapıdır. Bu tanım da, gündelik hayatta daha sık olmakla beraber, hem bilimde hem de insanların gözünde sık sık yeniden tanımlanır. Bireylerin yaşamları boyunca belki bazen dakikalar içinde, bireyler arasında, toplumlar arasında, kuramlar arasında tanımlar farklılık gösterir. Bazen akademik başarıyı zekice bulduğumuz, bazen de inek olarak tanımladığımız ya da bir konuda uzlaşamadığımız insanlara kolayca aptal diyebildiğimiz gibi. Psikoloji literatüründe ise genel olarak işler insanların, hayvanların sahip olduğu bilişsel yetenekleri üzerinden yürümektedir. Bilişsel yetenekleri örüntüleri sınıflandırma, tümden gelimci-tümevarımcı muhakeme, kavramsal modeller kullanma, problem çözme, yaratıcılık, bellek gibi uzayan bir liste halinde sınıflandırabiliriz. Zekayı, zekice olan davranışı tanımladıktan sonra, o tanımla örtüşen bir takım bilişsel faaliyetleri ölçmeye çalışırız. Genellikle işler bu kadar mekanik yürümese de zeka ölçtüğümüz şeydir diyebiliriz.

Zekayla ilk ciddi şekilde mesai harcayan, ölçmeye çalışan Sir Franscis Galton’dur. Galton’un temel merakı neden bazı insanların kendisi gibi yetenekli ve başarılıyken neden bazıların olamadığıdır. Bunu test etmek için boy, kilo,kafa boyu gibi ölçümleri yapmış, çeşitli testler kullanmış, ilgili olabileceğini düşündüğü çoğu şeyi ölçmüştür. Yaptığı çalışmalardan vardığı sonuç ise kalıtımdır. Hatta biyolojik olarak aşağı derecede olan insanların çocuk sahibi olmasını kısıtlamayı bile önermiştir. Yirminci yüzyılın başında ise ise C. Spearman zihinsel performanslarının temelinde yatan genel bir zeka olduğunu düşünmüştür. Ona göre bir alanda parlak olan insanlar, diğer alanlarda da parlak olma potansiyeline sahiptir. Galton’un yaptığı ölçümler ve istatistik çalışmalarından ve Sperman’ın genel zeka fikrinden şuan kullandığımız zeka testlerin altyapısı oluşmuştur.

Psikolojik testler buluşsal olmaktan çok ihtiyaca yönelik ortaya çıkmış şeylerdir. Mesela ilk yetenek testleri birinci dünya savaşında ABD’nin orduya aldığı askerlerin hangilerin er, hangilerin subay olduğunu karar vermek için yapılmıştır. Şuan kullandığımız IQ kavramı ise Fransa’da özel eğitime ihtiyacı olan çocukların tespit edilmesi için Alfred Binet ve Theodore Simon’un çalışmaları ile başlayan süreçte ortaya çıkmıştır. Zeka testleri zaman içinde değişmiş, çeşitlenmiştir. Bu değişikliklerin arkasında kuramsal, ihtiyaçsal nedenler yatmaktadır. Mesela belli bir süre boyunca zenciler ve kadınlar zeka testlerinden düşük puanlar almaktaydı, beyaz adam üstündü. Gerçekten zenciler ve kadınlar daha az zeki midir? Eğer zekice davranış olarak belli bir grubun daha çok yaptığı şeyleri belirlerseniz, o grubun üstün olması kaçınılmaz olur. Bu tamamen toplum olarak neye değer vermiş olduğunuzla ilgilidir. Mesela zeki olmayı zor şartlarda hayatta kalma gibi bir şekilde değerlendirip, ölçebilirseniz; takım elbiseli insanlar yerine evsizler yüksek zekalı olacaktır.

Zeka kavramı ayrıca bir yönüyle zihin deneyimi ve bilinçle ilgili gibi gözükmekte. Böyle bir cümleyi yüz yıl önce kurmam muhtemelen çok gülünç gözükecekti. Tabii ki de zeka zihinle alakadır, başka ne olabilirdi ki? Fakat günümüzde makineler için zeka kelimesini kullanımımıza baktığımızda durum doğrudan yanıt verilecek kadar kolay gözükmüyor.

Zihin İlişkisi

Bir bakterinin veya bir ağacın zeki olmasının tahayyülünde güçlük çekeriz. Kedi, köpek gibi bize daha çok benzeyen hayvanların da zeki olması bize benzer davranışları ölçüsünde değerlendirme eğilimindeyiz. Bu bakış açımızı antropomorfizmle (insan biçimcilik) ilişkilendirmek yerine zihin algımızla ilişkilendirmek bana daha doğru gözüküyor. Zihin dediğimiz şey çok fazla soruyla dolu kapalı bir kutu şuanda. Genellikle kendimin bir zihne sahip olduğuma emin olabiliyorum (bazen bundan bile şüpheye düşebiliyorum), karşımdaki insanın da bir zihne sahip olduğunu, benim gibi bir deneyim yaşadığını düşünebiliyorum (ilgililer için:zihin kuramı/theory of mind), fakat köpeğimin zihni olup olmadığını, ya da şempazelerin zihni olup olmadığını çok fazla sorgulama eğilimindeyim. Aynı şekilde Turing testi de makinenin zihninin olmadığını kanıtlamam üzerine.

Bir köpeğin, papağanın, insanın zeki oluşunu yaptığı doğru davranışlarla değerlendirme eğilimindeyken, bir makinenin zeki olmasını ise yaptığı yanlış davranışlarla değerlendirme eğilimindeyiz. Bu da zihnin, zeka ile ilişkisine güzel bir örnek olabilir. Zihin deneyiminin, zekayı kapsadığına düşünmekte çok haklı olabiliriz. Tersi mümkün müdür? Aslında yapay zeka konusunda günümüzde yaptığımız çalışmalar zeka diye atfettiğimiz şeylerin gelişerek zihni kapsamasına yol almaktadır. Bunu şöyle açıklamak mümkün yazının başında belirttiğimiz bilişsel yetenekler, yapay zekada, makinelerde geliştirmeye çalıştırdığımız yetenekler. Aynı zamanda bunlar zeka unsurları olmakla birlikte, bilişsel yeteneklerle muhtemelen başka bir şeyler (belki canlılık, duygular gibi) bir araya gelmesiyle bir şekilde zihin dediğimiz deneyim-yapı oluşmakta.

Biz makineleri günden güne zekileştirirken, zihni varmış gibi yapmasını öğretmeye çalışıyoruz. Yani basit bir Turing testi düşünelim, “283” sayısının karesi kaçtır sorusunu yöneltelim. İnsanı tespit etmek için cevaplayamamasını bekleriz (eğer dışarıda gördüğümüz bir insan bunu hızlı bir şekilde cevaplarsa çok zeki olduğunu düşünürüz). Makine ise bu soruya bir saniye içinde cevaplayabilecekken, zihni varmış gibi programlamaya çalıştığımız için, gelişmiş bir yapay zekanın başarılı olması için insan gibi hata yapması gerekmekte. İnsan benzeri ya da insanı taklit etme kısmı biraz daha sahne ışıklarına hitap etmekle birlikte farklı bir ihtiyacın, merakın ürünüdür.

Çok başaralı bir insan benzeri zeka, insan benzeri bir robot muhtemelen bizim algılarımızı, düşüncelerimizi çok fazla değiştirecektir. Hatta 2000’lerin başlarından beri teknolojideki gelişmeler kendi varoluşumuzu sorgulamanın popüleritesini büyük ölçüde artırdı. Belki Galileo, Darwin, Freud şeklinde sıkça düşünce devrimi olarak anılan olayların bir sonraki basamağı da başarılı bir insan benzeri robot olacaktır.

Makine Öğrenmesi

Daha rasyonel bir alan ise yapay zeka konusunda makine öğrenmesi gibi durmakta. Zaten asıl sorun da, çözdüğümüzde daha büyük değişimin gerçekleşeceği olaylar da burada gibi gözükmekte. Makinenin zayıf karnı. İnsan gibi, daha önce karşılaşmadığı durumlara uyum sağlama yeteneği ve daha önce “bilmediği” şeyleri öğrenme, kendini geliştirebilme.

Yazıyı burada kesmekle birlikte, dersleri için Sema Karakelle’ye teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Son olarak şunu da belirtmem lazım ki psikoloji literatüründe zeka tabii ki Galton ve Spearman’dan ibaret değil. Fakat bunları bu yazıdaki amacım doğrultusunda, inceleyip yazıyı uzatmayı tercih etmedim. Bu konuda merakı olanlar tarihsel bağlamla birlikte teorileri incelerse ilginç şeyler fark edeceğinden eminim. Bu linkten psikoloji literatüründe zeka konusu daha detaylı inceleyebilirsiniz.

Bir sonraki yazıda “Öğrenme” üzerinde durmayı ve burada bıraktığımız yerden devam etmeyi düşünüyorum.

Facebook Yorumları